1940’lı yıllarda Beyoğlu’nun ünlü mağazası Lion, Vakko eşarplarını satmak istedi ama tek bir şartı vardı: “Markayı sökün, Avrupa malı diye satalım.” Vitali Hakko’nun bu teklife cevabı ve ardından gelen reklam hamlesi, bir devin doğuşunu sağladı.
Vakko‘nun bugün bildiğimiz “lüks marka” algısının temelleri, aslında 1940’lı yıllarda Vitali Hakko’nun verdiği cesur bir kararla atıldı. O dönem henüz “Şen Şapka”dan Vakko’ya geçiş yapan Vitali Hakko, hazırladığı özel emprime eşarp koleksiyonunu Beyoğlu mağazalarına satmaya çalışıyordu. Ancak karşısında büyük bir engel vardı: “Yerli malına duyulan güvensizlik.”

“Etiketi Sök, Alalım”
Dönemin en prestijli mağazası Lion, eşarpların kalitesine hayran kaldı. Mağaza sahipleri Halpern kardeşler, her desenden beş düzine almak istediler ancak kesin bir şartları vardı: Eşarpların üzerindeki Vakko imzası kaldırılacak ve ürünler “Avrupa malı” olarak satılacaktı.
Vitali Hakko, kısa vadeli ticari kazanç uğruna markasından vazgeçmeyi reddetti. “Hiçbir eşarptan Vakko markasını çıkarmam” diyerek Beyoğlu’nun en büyük siparişini elinin tersiyle itti.
Hedefi 12’den Vuran Hamle
Hakko’nun pes etmeye niyeti yoktu. Lion mağazasının sahibi Max Halpern’in, İstanbul’da Fransızca olarak yayınlanan Journal d’Orient gazetesinin sadık bir okuyucusu olduğunu öğrendi. Stratejisini değiştiren Hakko, bu gazeteye peş peşe küçük ama sürekli reklamlar vermeye başladı.
Bu “nokta atışı” hamle sonuç verdi. Gazetede sürekli Vakko ismini gören Max Halpern, bizzat telefon açarak ilk “Vakko etiketli” siparişini verdi. O gün markasından vazgeçmeyen Vitali Hakko, yıllar sonra bir hata sonucu etiketsiz giden ürünlerin Lion mağazası tarafından “Müşteri Vakko istiyor” denilerek iade edilmesiyle haklılığını kanıtlamış oldu.
Reklam dünyasının unutulmaz hikayelerini ve markaların dönüm noktalarını buradan inceleyebilirsiniz.